Ara

Anna Karenina

Dünyayı sevgi kurtaracak

Bi tanıdık der ki;

Aile içi dert göt yarasına benzer. Açıp gösteremezsin de kimseye. İlk duyduğumda çok gülsem de hak vermiyor değilim. İnsan ne kadar anlatsa da buz dağının öteki yüzü oluyor hep. Yatakta bu sözü düşünerek yıllar öncesine kadar gittim. 

Bi taşra şehrinde doğup büyüdükten sonra büyük şehire üniversite okumaya geldim. O zamanlar niyetim bir an önce üniversiteyi kazanıp da bulunduğum şehirden kaçmaktı. Kaçış bir anlamda kurtuluş, bir anlamda özgürlüktü benim için. Aile huzursuzluğu, mahalle baskısı, sevgi ve şefkat yoksunluğu vs. Derine indigin zaman sebep çok elbet. En önemlisi de okumaktan başka çarenin olmaması. “Bak okumazsan benim gibi olursun,  halan gibi olursun, teyzen gibi olursun. Şunun gibi olursun, bunun gibi olursun…” 

Okumazsam kendim olamıyorum yani. Okuyunca oldum mu? O da meçhul ya neyse… Evet, tercihimi yapmıştım.  Ben onlar gibi olmak istemiyordum. Ekonomik bağımsızlığı olan, kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bir kadın olmak istiyordum.

Öyle böyle derken üniversite sınavını kazanıp gurbete çıktım. Sülalede ve köyde tek ve ilk okuyan ben olunca namım salındı. Övgüler yağdıranlar olduğu kadar, babamın önünü kesip de “niye okutuyorsun, onu okutacağına erkek çocuklarını okut”  veya “niye şehir dışına gönderiyorsun, burda okul mu yok?” diyenler de oldu tabi. Normalde “el-alem”in lafını çok önemseyen ebeveynlerim, neyse ki bu sefer aynı duyarlılığı göstermedi. 

Tuttum gurbetin yolunu. Yeni bir şehir, yeni arkadaşlıklar, tamamen kabuğumun icindekinden çok daha farklı bir dünya. Ama öyle sandığım gibi de değildi hani. Kazandıktan sonra herşey bitecekmiş gibi anlatılsa da, sanki herşey yeni başlamıştı…

Reklamlar

Seni seviyorum desem, ne dersin?

Otobüste yer verdiğim amcanın yanında ayakta dururken, çaktırmadan mesajlarını okudum. Amca da belli ki gözleri görmüyor diye harfleri kocaman yapmış. İlki istem dışı oldu ama öbürlerini dayanamayıp okudum artık. 

Yaşlı diye yer verdiğim amcanın içi benden genç, benden daha kıpır kıpır. “Tamam canım”la başlayıp, “Seni seviyorum desem, ne dersin?” le devam eden cümleler falan filan. Gülmemek için zor tuttum kendimi. Çıkarıp telefonda mesaja gülüyormuş gibi yaptım artık. Bi süre sonra farketti heralde ki. Eliyle telefonu saklamaya çalıştı.  Şimdi diceksin ki “ayıp değil mi, niye okuyorsun.” Merakıma yenik düştüm amcacım kusura bakma:( Ama sen de epey çapkın çıktın be.  “Bu arada ben Tülay” nedir? Neyse.

İyi güldüm eğlendim de. Şu akıllı telefonları, sosyal medyayı dedelerin eline vermeyin ne olur. Dedelerimize sahip çıkalım:/

Gece Yarıları

Kendi içimde diyaloglar kuruyorum. Kendimle dertleşip, kendimi teselli ediyorum. Ağlayıp göz yaşı mı dökmüyorum, öfke mi saçmıyorum? İçimden neler neler geçiyor.  Kendi kendimin ebeveyni, dostu, evladı oluyorum.

Ve kalbimin yorulduğunu hissediyorum. Hem de ne yorulmak. Kimsesiz, çaresiz, hayatta tek başına kalmış gibi aciz…

Saçlarımı okşuyorum. Tenimi kokluyorum. Rahat uyumak için gözlerimi kapıyorum. 

Sabah olduğunda, donuk ifademe dönüp, hayatıma devam ediyorum…

Doğum günü 

Bu aralar kendimi işe güce o kadar kaptırmışım ki eşe dosta vakit ayırmayı ihmal etmişim. Sevdiklerimle vakit gecirmeyeli epey vakit olmuş diyebilirim. Eşi dostu geçtim kendime bile vakit ayıramaz olmuşum. Pek pespaye takılıyorum son zamanlarda. Kitap okumayı bile ihmal ediyorum. Sanki dünyanın yükü benim üstümdeymiş gibi. Peki gerçekten bu kadar yoğun muyum? Yoksa zamanımı mı yönetemiyorum? Bilemiyorum. Bildiğim bişey varsa gerçekten yorgunum. Sevdiğim şeyleri yapamadığımı ve sürekli etrafımdaki insanları düşünmekten kendimi unuttuğumu biliyorum.

Yarın bi arkadaşımın doğum günü. Ortak arkadaşımızla beraber ne yapsak ne etsek diye kaç gündür konuşuyoruz. Sabah işlerim olmasına rağmen, hediye işini araya sıkıştırıp halletmem lazım. Gün bitti. Uyumak için odama geçeceğim esnada, annem bana bi hediye paketi gösterdi. Çalıştığı yerdeki arkadaşı hediye almış anneme. Çünkü bugün annemin doğum günüymüş. Nasıl üzüldüm, nasıl utandım anlatamam. Ben yarın arkadaşımın doğum günü diye planlar yaparken, bugün annemin doğum günü geçmiş… 

Beni benden daha fazla düşünen bu kadın tabi ki öteki insanlardan daha kıymetsiz değil. Ama benim için bu kadar önemli olan birinin doğum gününü hatırlamayıp da arkadaşımın doğum günü için plan yapmak çok saçma değil mi? Aslında kendi bile hatırlamamış. Şaşırmış hediyeyi görünce. Çünkü bizim aile kültüründe doğum günü olayları pek olmaz. Ben de bu adetleri üniversiteye gelince öğrendim. Şunun doğum günü, bunun doğum günü derken ayak uydurdum tabi arkadaş ortamlarına. Tabi benimki de hatırlandı bu arada. Ama yıllardır annemden, ailemden ayrı yaşadım. Onlarla böyle paylaşımlarım hiç olmadı. Neyse hayatta hiçbir şey için geç değildir. Yarın hazırlık yapıp bugünü telafi edebilirim.

An

Göz açıp kapayıncaya kadarki an’a sığdırdık da şu ömrü, yine de adamakıllı yaşamayı öğrenemedik.

Karşı komşum bir manyak

Henüz eve taşınalı bir hafta olmuşken karşı komşumuzun kapımızı çalma sayısı kırkı geçti. Türlü türlü bahanelerle eve girmeye çalışmak, biz kapıyı açar açmaz kapıya çıkmak gibi huyları var. Bir anda samimiyet kurmayı sevmediğim ve aynı zamanda biz girmeden ev sahibi kadın konusunda biraz uyarılarda bulunduğu için bu konuda temkinliydik tabi…

Bu sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra kardeşim okula, annem de işe gidince biraz daha uyuyayım dedim. Nasıl olsa işe akşam gideceğim. Bir anda uykudan tak tak kapı sesleriyle uyandım. Uykudan uyanınca da acaip bi sersemlik olur bende. Mercekten baktım, sevgili komşumuz da gözlerini dayamış karşıdan bakıyor. O an beni görmüş olabileceğini düşünüp kapıyı açtım. “Annene sinek ilacı vermiştim, onu verir misin?” dedi. “İyi de bizde sinek yok. Olsa bile ilaç var. Annem neden istesin ki?” dedim. “Hayır istedi. Hatta arka odada cam kenarında dedi.” Allah allah, bu kadın bize hiç de gelmedi diyorum içimden. Neyse kadına pek güven duymadığımdan kapıyı hafif aralık bırakacak şekilde kapattım. Odaya baktım ilaç falan yok. Yok evde ilaç desem de ısrar edince bizdeki ilacı çıkardım verdim. “Hayır bu değil. Boynumu sinek ısırdı. Bu böcek ilacı. Ben gelip, bakayım” diye girmeye çalıştı. “Ev müsait değil. Annem gelince ben size gönderirim” dememle kadının içeri girmesi bir oldu. Kadın evimizde sinek ilacı arıyor. “Yok işte, olsa ben görürdüm zaten” dedim. Bi yandan da dışarı çıkarmaya çalışıyorum. Aslında normalde böyle bişey olsa sesimi yükseltir, tepkimi verir, kovarım fakat aklımdan o sıra Müge Anlı vakaları geçiyor. Kadın iri yapılı, kilolu biri. Nerden baksan benim iki katım. Ya bana bişey yaparsa diye çeşit çeşit şeyler düşünüyorum.  Ah Müge, hepimizi paranoyak ettin. O yetmezmiş gibi evlilik programları kalktığı için birsürü cinayet programları türedi. Güya format değişikliğine gitmişler. Yahu zaten toplumca psikopatız. Neyse ki kadın çıktı. O çıkar çıkmaz ben de kapıyı kapatıp, annemi aradım.

Tabi ki annem kadından sinek ilacı falan istememiş. Hatta annemi işe giderken görmüş kadın. Gidip kapısını çalıp “bi daha türlü türlü bahanelerle kapımıza dayanma!” diye haykırma isteğindeyken bi yandan da küçük kardeşimi düşündüm. Ya ona bişey yaparsa biz yokken. Saçmalama, abartma desem de kendi kendime, bu ülkede nasıl haberler duyuyoruz. Neden hiç tanımadığım bi insana güveneyim ki. Annem tekrar aradı. Kapıyı kilitle, ben gelince onunla konuşurum diyor. 

Bakalım ilerleyen zamanlarda sevgili komşumuzla diyaloglarımız nasıl gelişecek. “Akıllısı bizi bulmaz, delisi terk etmez.” derdi hep babam. Hakkaten öyle. Neyse yine de yeni bir güne Merhaba. 

Tren

Upuzun bir tren. Mavi ve kırmızı renklerde vagonları ardı arkasına dizilmiş. Yavaşça ilerliyor. Pencere açık ve sevdiceğimle beraber dışarıyı seyrediyoruz. Yeşilliklerin, göllerin yanından geçiyoruz. Ben onlari gördükçe sevinçten coşuyorum. Fotoğraflarını çekmeye çalışıyorum. Fakat ben her fotoğraf çekmeye çalıştıkça o güzel görüntülerden aniden uzaklaşıyoruz. Manzarayı ne yapsam da yakalayamıyorum. En sonunda pes ediyorum. “Artık fotoğraf çekmeyeceğim, çünkü her seferinde fotoğraf çekmeye çalışmaktan manzarayı kaçırıyorum, seyredemiyorum” dedim ve uyandım. 

Bir sınava girmek için çıkmıştık bu tren yolculuğuna. Otobüsü kaçırmış, diğer otobüse bilet bulamamış ve en sonunda trenle gitmeye karar vermiştik. 

Hayatımın özeti gibiydi bu rüya. Bir şeylere takılı  kalıp güzellikleri kaçırıyordum. Hayat bir yolculuktu. Hem çok ağır ilerliyor hem de güzellikleri kayıt altına almaya çalıştıkça çabucak ilerleyebiliyordu. 

Uyandım ve bi karar verdim.  Ben artık güzellikleri seyretmek istiyorum. 

Sevgili

Sevgili!

Bir başka güzelsin bugün, 

Ay gibisin!

Pırıl pırıl gülüşün, 

Güzeller yalnız bayram günleri süslenir, 

Seninse bayramları süsler gül yüzün.

Ömer Hayyam 

Kendime Notlar

Gelecek kaygısıyla anı yaşayamayışındandır belki de geçmişe olan özlemlerin…

Düşünsene çocukluğunu. En çok onu özlüyorsun değil mi? Salıncakta sağlandığın o anı. Dolu dolu, kıkır kıkır kocaman gülüşlerini. Çıkarsız arkadaşlıklarını. Küçük ama ulaşılabilir hayallerini. Kim bilir daha neleri…

Fazla kilolar, vücudundaki kusurlar, geçmişteki hatalar, maddi sıkıntılar, manevi problemler, hiç bitmeyen sorunlar ve başarısızlıklar. Elindeki işle meşgul olurken bile beyninin bir yerlerinde birbirleriyle savaşan düşünceler… 

Bir yandan bunlarla uğraşırken, diğer taraftan da zamanı kovalamaya çalışmaktan bitkin düşüyor bedenin. Sabrın kalmayıp da en dibi gördüğün zamanlarda  da içindeki o isyan duygusu kabarıyor. “Neden ben?” 

YAPMA!

Elde etmek istediklerin yüzünden elindeki en değerli varlığını kaybediyorsun:ZAMANINI. Daha sonra da elinden gittiği için geçmişe dönüp hayıflanıyorsun. Gökkuşağını yakalamaya çalışmaktan yoruluyorsun.

Zamanın bu kadar hızlı ve verimsiz akmasına izin verme. Elinde olmayan sebepler yüzünden kendine eziyet etme. Sen Superman değilsin. Herşeye hakim olamazsın. Herkesi kurtaramazsın. En mükemmel olmak zorunda degilsin. Kendini bu kadar hırpalayıp da benliğine zarar verme. Beynine detoks yap. Kötü düşüncelerden arındır. Mesela bir ay boyunca olumsuz konuşmama kararı al. Bilinçaltını yönet. Belki çok zor olur başlarda düşünmemeye çalışmak ama zamanla bunu başaracaksın.

Bazı problemler zamana bıraktığında kendiliğinden çözülür. Öyleyse onları bırak ve devam et. Bazıları zamanla da çözülmez. Ne kadar uğraş versen de olmaz. Öyleyse onları da bırak. Bundan beş yıl sonra daha fazla pişman olmamak ve bugününü de aramamak için zamanının kıymetini bil. ANI YAŞA!

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑